Kuyucaklı Yusuf-Türk Edebiyat Klasikleri 32
Kuyucaklı Yusuf-Türk Edebiyat Klasikleri 32
Henüz inceleme eklenmemiş.
Fakat her şey geçer. Her şey unutulur. Kendini bir felaketin içinde kaybetmenin manası yoktur.
Göğsünün içinde, bu asırlık ağacın kabuğu gibi yarıklar bulunduğunu sandı ve gırtlağına kadar bir ateşin çıktığını hissetti. Aman Yarabbi, ne kadar yalnızdı.
Hakikaten ne yaparsa yapsın, kimlerle arkadaş olursa olsun,alışamıyordu bu şehirlilere vesselam…
seneler birer birer, ağır ağır, fakat hiç durmadan geçiyordu.
Zaten bir felaket, sükunet ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir. Kuru ve sabit gözlerin arkasında nasıl
bir ateşin yandığı; bölgelerindeki inen göğsün içinde nelerin kaynağının bilinmediği için, insan mütemadi bir ürkeklik ve teredüt içinde üzülür.
Bazen insan avunmak için başka bakım bulamıyor ama, sen nefsine hakim ol. Biraz daha yaşlandıktan sonra nasıl olsa başlarsın. Hatta o zaman gereklidir da. Akşamdan akşama iki kadehin zararı yoktur. İnsan dünyayı unutturur. Eh, bu dünya da unutulacak dünya zaten...
Hayat, birbirinden ayırdıklarını, kısa bir süre için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yana yana kalmıyordu. Geçen günleri bir daha geri getirmek
mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki kişiyi bir araya getirecek kadar güçlü değildi.
Dünyada onun felaketin içinden en az zararla ayrılmanın yolunu hayata uyum, muhite uyum, asla sivrilmemektir.
Bu manasız ve canlı hayatta bir tek hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuş. Bu da karısı idi. Muazzez'in varlığı Yusuf için büyük, formları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu pozitifti. Onun bu kadar sebepsiz yere, bu kadar insafsızca Yusuf'un gözünün kopması çıldırtacak kadar acı idi. Hayatında asıl olan şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, ama Muazze olmadan bunu giymenin muktedir olduğunu sanıyordu.