Geri
Hafız Divanı - Hasan Ali Yücel Klasikleri

Hafız Divanı - Hasan Ali Yücel Klasikleri

Hafız Divanı - Hasan Ali Yücel Klasikleri

5.0
PUAN
0
İNCELEME
9
ALINTI
Hafız-ı Şirazî: XIV. yüzyılda İran’da yaşamıştır. Yaşamı hakkında günümüze ulaşan bilgilerin kesinliği de tartışmalıdır. Hafız, İran şiirine çığır açacak ölçüde önemli yenilikler getirmiştir. Şiirlerinde hayatı, dünya nimetlerini ve gündelik olaylardan kaynaklanan duyguları konu olarak işlemiştir. Meyhane, şarap, saki, dilber, gül gibi sözcükleri birer mazmun olmaktan çok gerçek anlamlarıyla kullanmıştır. Gazel dilinin kurucusu olan Hafız-ı Şirazî, sadece beyit bütünlüğü gözetilen şiirde konu bütünlüğünü gözeten ilk şairlerdendir. Şiirleri sanat çevrelerinde beğenildiği kadar halk tarafından da benimsenmiş, dîvânı halk arasında gönül ilişkileri ve talih konusunda başvurulan bir falname olarak kullanılmıştır. Abdülbâki Gölpınarlı (1900-1982); 20. yüzyılda ülkemizin yetiştirdiği en önemli edebiyat tarihçilerinden ve (şarkiyat) doğubilimcilerindendir. Hasan Âli Yücel’in MEB Klasikleri’nden 1980’lere, dîvan, tasavvuf ve  halk edebiyatımızdan yaptığı temel yapıt çevirileri ve incelemeleriyle de kültür hayatımızda unutulmaz bir iz bırakan Gölpınarlı’nın sayısız eseri arasında, Mevlâna Külliyatı, Fuzulî, Nedim ve Yunus Emre dîvanları da vardır.   (Tanıtım Bülteninden)

Henüz inceleme eklenmemiş.

Yolumuz karanlıklar diyarına düştü... nerde bir yol gösteren Hızır? Mahrumiyet ateşi suyumuzu, selimizi kurutacak.

Güzelliğin daima artıp dursun... yüzün her yıl lale gibi kıpkırmızı olsun!

Başımızdaki aşkının hayali gün geçtikçe artsın!

Âlemdeki bütün güzellerin boyları, senin boyuna karşı eğilsin, bükülsün!

Yeşillikte bitip alabildiğine boy atan selvi, senin elif gibi düzgün boyuna karşı nun gibi eğilsin!

Sana meftun olmayan göz, gözyaşı incileri gibi kana gark olsun!

Gözüm, gönül alıcılıkta türlü türlü sihirlere üstat kesilsin;

Nerde bir kabiliyetli gönül varsa, gamına düşsün, sabrı, kararı kalmasın!

Aşkından hali olan gönül, vuslatının halkasından çıksın!

Hafız’ın canı olan o lal dudakların, aşağılık adamların dudaklarından uzak olsun.

Ben daha gönlünün iradesini Şirin’in dudağına verdiği gün
Ferhat’tan ümit kesmiştim.

Cihan, görünüşte güzel bir gelin...
fakat o gelini alan ömrünü nikâh parası olarak verir!

Rüzgâr dün gece sefere giden sevgiliyi hatırlattı. Ben de ne olursa olsun, artık gönlümü yele vereceğim!

Aşk sahrasının yokuşu da tuzak, inişi de.

Yarabbi, Leyla’nın devesini çeken ve ay beşiğini bile hükmünde tutan devecinin gönlüne bir ilham ver de Mecnun’a da bir uğrasın!

Öyle yaşa ki; ölüp toprak bile olsan, üstüne uğrayanın hatırına senden bir toz bile konmasın.

Artık sözcüklere inanmıyorum sözcükler yanıltıyor