Blog'a Geri Dön

Kramazov Kardeşler Üzerine

Sevgi, insanı dönüştüren bir kudret olarak görünür; fakat bu kudret, anlık bir coşkudan ziyade süreklilik talep eden çetin bir emektir. Çünkü sevmek, belli bir zaman diliminde değil, sonuna kadar katlanılması gereken bir sadakat biçimidir.

Roland Barthes, okuma ile yazma arasındaki ilişkiyi arzu kavramı üzerinden düşünür: Okumak, bir yapıtı istemek; yazmak ise kendi dilini istemektir. Yazı, bu anlamda, metni parçalayarak yeniden kurma cesaretidir. Bazı eserler vardır ki okuru yalnızca içine çekmez, onu kendi dilinde yeniden düşünmeye ve konuşmaya zorlar. Karamazov Kardeşler bu eserlerin en çarpıcı örneklerinden biridir. Romanla ilk karşılaşma, onu bütünüyle içselleştirme arzusunu doğurur; sonraki karşılaşmalar ise metnin zihinde dönüp durarak yeniden yazılma isteğini kışkırtır. Bu istek, Barthes’ın ifadesiyle, metne bakmak değil; ona dokunmak, onu bedenle düşünmektir.

Dostoyevski’nin romanı üzerine yazmak, kaçınılmaz biçimde bir gerilim alanına girer. Freud’un “baba katli” okumasından evrensel sorumluluk fikrine, metafizik suçtan kefarete uzanan geniş bir düşünsel miras, yazarı hem kışkırtır hem sınar. Ama arzu zaten bu sınır ihlallerinden beslenir. John Ruskin’in, bir meseleye ancak defalarca çelişerek yaklaşılabileceğini söylemesi boşuna değildir. Bu çelişkiler, metnin kapısını aralayan anahtarlardır.

Tohum ve Kabuk

Reklam

Dostoyevski, son romanına İncil’den bir ayetle başlar: Toprağa düşen tohumun yok olmadan çoğalamayacağına dair bu söz, romanın ontolojik zeminini kurar. Burada anlatılan yalnızca biyolojik bir süreç değil, varoluşun kendisidir. Oluş ve bozuluş, bir arada ilerleyen iki zorunlu harekettir. Tohumun kabuğu, onu koruduğu kadar hapseder de. Kırılmadan büyüme, yok olmadan dönüşme mümkün değildir.

Bu gerilim, Dostoyevski’nin karakterlerinde ete kemiğe bürünür. Karamazov kardeşler, kendi içlerindeki çatışmayı aşmak için yalnız babalarıyla değil, suçla, sorumlulukla ve vicdanla da yüzleşmek zorundadır. Romanın “ölmesi gereken” figürleri, okuru istemeden de olsa suça ortak eder. Çünkü Dostoyevski, suçun yalnızca bireysel değil, paylaşılan bir kader olduğunu hissettirir.

Muhabbet kelimesinin kökeninin “tohum” anlamına gelmesi tesadüf değildir. Sevgi, insanın içindeki potansiyeli çatlatan güçtür. Tohumun kendine duyduğu sadakat gibi, insan da ancak kendindeki imkâna sadık kaldığında dönüşebilir. Bu dönüşüm, rahatlatıcı değil; acılı, sancılı ve çoğu zaman yıkıcıdır.

Karamazov Kardeşler Üzerine Bir Okuma

Sevgi çoğu zaman yüceltilen, ama nadiren sonuna kadar taşınabilen bir güçtür. Çünkü sevgi, bir anlık coşku değil; insanın kendini dönüştürmesini talep eden uzun soluklu bir iştir. Dostoyevski’nin dünyasında sevgi tam da bu yüzden eğiticidir: İnsanı rahatlatmaz, zorlar; huzur vermez, yüzleştirir.

Roland Barthes, okumanın bir yapıtı arzulamak, yazmanın ise kendi dilini arzulamak olduğunu söyler. Bazı eserler vardır ki okur onlarla yetinemez; metin, zihinde dönüp durur, yeniden düşünülmek ve yeniden yazılmak ister. Karamazov Kardeşler, tam olarak böyle bir romandır. Onu okumak, yalnızca bir hikâyeye tanık olmak değil; insanın kendi içindeki çelişkilerle temas etmesidir.

Dostoyevski’nin bu son büyük romanı hakkında yazmak, ister istemez bir sınır ihlali hissi doğurur. Çünkü bu metin, edebiyat tarihinin en çok yorumlanmış eserlerinden biridir. Baba-oğul çatışmasından Tanrı meselesine, suçtan kefarete kadar uzanan bu geniş düşünsel alan, yazarı hem çağırır hem geri iter. Ama arzu da zaten böyle işler: Tehlikeli olanı kendine çeker.

Reklam

Tohum, Kabuk ve Kırılma

Dostoyevski romanına İncil’den kısa ama sarsıcı bir ayetle başlar:
Toprağa düşen tohum, yok olmadıkça çoğalamaz.

Bu cümle, Karamazov Kardeşler’in yalnızca epigrafı değil, varoluş felsefesidir. Burada anlatılan şey basit bir doğa yasası değil; insanın dönüşüm şartıdır. Olmak için önce dağılmak, büyümek için önce kırılmak gerekir.

Tohumun kabuğu, onu hem korur hem hapseder. Kırılmadan yaşamaya devam edebilir; ama asla çoğalamaz. Dostoyevski’nin karakterleri de bu kabukla yaşar: alışkanlıklar, korkular, tutkular, idealler… Hepsi birer koruyucu olduğu kadar engeldir.

Karamazov kardeşler bu anlamda birer “tohum”dur. Babaları Fyodor Pavloviç, yalnızca ahlaki bir sorun değil; aşılması gereken bir eşiği temsil eder. Dostoyevski’nin romanlarında “ölmesi gereken” karakterler tesadüf değildir. Okur, bu karakterlerin ölümünü isterken, aslında kendi içindeki karanlık arzuyla da yüzleşir. Suç, yalnızca işleyenin değil; ona tanıklık edenin de meselesidir.

Dostoyevski’nin suçlulara duyduğu tuhaf yakınlık buradan doğar. Suçlu, yalnız kendisi için değil, başkaları adına da bedel öder. Bu yüzden romanda sorumluluk bireysel değil, evrenseldir. Herkes, herkesin yükünü bir parça taşır.

“Sevgi” kelimesinin kökeninin “tohum” anlamına gelmesi boşuna değildir. Sevgi, insanın içindeki potansiyeli çatlatan güçtür. Ama bu çatlama acısız olmaz. Dostoyevski’de sevgi, tam da bu yüzden romantik değil; trajiktir.

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için giriş yapın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Onay

Kifidia'yı İndirin

Daha hızlı erişim için uygulamayı cihazınıza indirin.

Nasıl İndirilir?